Feeds:
Posts
Comments
eiMX9R6in

“Union Jack” Birleşik Krallık (United Kingdom; Ingiltere, Galler, Iskocya ve Kuzey Irlanda)’ın bayragıdır

Hayatının çogunu Ingiltere’de geçirmiş*, Ingilizlerin arasına nispeten karışmış ve Britanya egitim sisteminde (nispeten) başarılı olmuş biri olarak, Ingiliz kültürü hakkında gözlem yapma şansım oldu.

Benim kanaatimce genel olarak çok güzel hasletlere sahipler ve bana kalırsa “Anadolu insanı” ve “müslüman halklar/ümmet” olarak Ingilizlerden ögrenecegimiz çok şey var. Ufak bir ülke olmasına, popülasyonu da çok yüksek olmamasına ragmen, neredeyse hayatın her alanında en üst düzeyde insan(lar) yetiştirmişler (Wikipedia’da 100 Great Britons listesine bakmanızı tavsiye ederim). Kanaatimce, millet olarak ulaştıkları seviyelere ulaşmalarında kültürlerinin de büyük önemi var.

Aşagıda sıraladıgım bazı, bize göre “yanlış” olan, hasletlerinde ise “kendi bilecekleri iş!” demek lazım; malum din, dil ve kültür farklılıkları var. Bu yüzden bize göre “saygısızlık/edebsizlik/ahlaksızlık” olarak görünen şey, onlara göre degil.

Bu gözlemlerimin bazılarını, (sıralama yapmadan) çok genelleyici bir şekilde, üç başlık altında sizlere sunmak isterim. Lütfen her gözlemin yanında, bizim kültürümüz/alışkanlıklarımızın o konuda onların gözünde nasıl durdugunu düşünelim ve hangisi iyiyse onu hayatımıza örnek alalım. Ben böyle yapmaya çalıştım hep. Umarım Ingiliz kültürünü merak edenler/ögrenmek isteyenlere bir nebze yardımcı olur. Bir ülkenin kültürünü bilmeyince, insan dili iyi bilse dahi, çok pot kırabiliyor.

english-culture-3-16-638

Cok bilinen Ingiliz ikonları. Kralice, Anglikan kilisesinin başı ve “dinin koruyucusu”dur. Ingiltere’nin Hristiyan kesiminin cogu Protestan’dır, fakat Katolik olanlar da az degildir (~4 milyon civarı)

Sosyal hayata dair

  • Kurallara uyarlar ve üç kagıtçılıga fazla kafa yormazlar. Bir arkadaşım anlatıyor (örnek olsun diye): eskiden tren istasyonlarında cok fazla görevli bulunmuyordu. Bir orta yaşlı kadına “görevliler olmamasına ragmen, neden her defasında bilet alıyorsunuz?” diye sordugumda, kadının verdigi cevap: “üç kagıtçılık/hırsızlık kötü birşeydir”.
  • Cuma ve Cumartesi dışarıda (çogunlukla “pub”larda) içer, Pazarları ise evlerinde dinlenirler. Zengin/kalbur üstü/elit olanlar ise daha çok restoranlara giderler.
  • Cuma geceleri sokaklarda çok sarhoş gezinir fakat çogunlukla (kendilerine verdikleri zarar dışında) zararsızdırlar. Size seslenirlerse duymamış gibi yapıp cevap vermeyin, yoksa peşinize takılabilirler. Aynısı sokaklarda yaşayan evsizler için de geçerli…
  • Trafikte çok sakin ve sabırlıdırlar (hatta bazen çıldırtıcı şekilde sabırlı olabiliyorlar). Yol isteyene, en kalabalık saatlerde dahi, yol verirler (sizin de aceleniz varsa, arkada çıldırırsınız; fakat yapacak birşey yok!). Kesinlikle kırmızı ışıkta geçmezler.
  • Ezilen/hakkı yenilen kesimlerin yaşadıkları sıkıntılara karşı duyarlılardır; ondan (bazılarımıza ilginç gelse de) LGBT’ler ve (kültürlerine saygı duyan) azınlıklara karşı sempati duyarlar.
  • Insanların kesinlikle din ve ideolojilerini araştırmazlar/ilgilenmezler. O konular hakkında konuşan çok az insan vardır.
  • Cogunluk başka bir dil ogrenmez. Okul yıllarında çogunlukla Fransızca (bazıları da Almanca) ögrenirler; onu da sonradan geliştirmezler.
  • Dışarı çıktıklarında önce eglenir (çogunlukla Pub/disko’da içer, cebindeki paranın çogunu harcar), sonra ceplerinde kalan parayla da yemek yerler.
  • Saşırtıcı şekilde “görmüş/geçirmiş”tirler. Genç yaşta olanlarının dahi, dunyada gormedikleri ülke/kültür, tatmadıkları yemek/içki kalmamıştır.
  • Futbol, Rugby ve Cricket en sevdikleri sporlardır. Halk olarak, Tenisi de Wimbledon turnuvası başladıgında takip ederler. Fakat her alanda önemli sporcular yetiştirmeye calışırlar ve okul çaglarında (her alanda) yetenekli çocukları arar/bulurlar. Yaşlıların arasında yaygın olan sporlar ise Bowls ve Golf’tür.
  • Hava durumu hakkında konuştukları kadar başka bir konu hakkında konuşmazlar.
  • En ufak bir güneş çıktıgında, ailecek cümbür-cemaat parklara akın eder ve güneşlenirler.
  • Kurallı oyunlarda, eskiden kalan en basit protokol/kültürlerini/centilmenliklerini dahi korurlar. Örneğin hakimleri, hala peruk (judge’s wig) giyerler. Cricket’de ‘Ashes’ turnuvasında Avustralya’ya karşı oynadıklarında, kazanan hala ufacık bir kupa olan ‘Ashes urn’ kupasını kaldırır. Wimbledon turnuvası sırasında ‘strawberry and cream’ (krema ve çilek) yerler – onu yemek zorundaymışsın gibi bir ortam oluşur. Rugby maçında rakip oyuncu penaltı çekerken, bütün stat sessiz durur. Aynısı Tenis maçı için de geçerlidir.
  • Hukuk herşeyin üstündedir. Milletin canı başka birşey istese dahi, hukukun dışına çıkılmaması gerektigini içselleştirmişler.
  • Tarih/kültüre büyük saygı gösterirler; tarihi hiçbirşeyin (bina, yol, alan) degiştirilmesine izin vermezler. Belediyeden izin almadan evinizin önünde dahi degişiklik yapamazsınız.
  • Dogaya da çok önem verirler. Ulkenin/şehirlerin en pahalı yerlerinde (Hyde Park gibi) çok büyük parklar görmek mümkündür.
  • Degişik/sıradışı insanları severler. Sıradanlıgı/sıradan insanları ise sevmezler; halk nazarında, iş dünyasında ve/ya da akademik dünyada önemli yerlere gelmeleri çok zordur bu tip insanların.
  • Insanlar bilmedikleri/araştırmadıkları konularda konuşmaktan sakınırlar.
  • Sadeligi severler; göze batacak lüksten kesinlikle kaçınırlar (pahalı araba, altın bilezik vb.).
  • Önemli yerlere gelmiş insanların onlara hizmetkar olması gerektigini bilirler. Onlara yalakalık bizdeki gibi yapmayı bırakın, devamlı eleştirir hatta kafa tutarlar. Milletvekilleri/liderler de bu hali kabullenmişlerdir; ve kesinlikle halka/elestirenlere karşı ters bir hareket yap(a)mazlar.
  • Christmas’a 3-4 ay önceden maddi/manevi (özellikle maddi olarak) hazırlanmaya başlarlar. Eş-dosta bol bol kart alır/gönderirler. Kart sektörü bu dönemde inanılmaz kar yapar, posta servisleri ise inanılmaz yavaşlar bu donemde.
  • Kraliçe (2.nci Elizabeth) halk nazarında çok önemli bir yerdedir. Ama onu “eleştirilemez/alay edilemez” görmezler. Onun hakkında saygı sınırlarını fazlasıyla aşan saka/skeçler yapan komedyenler, (devletin kanalı) BBC’de dahi iş bulur.
  • Okuma alışkanlıkları vardır; otobüs/metrolarda çogunun elinde bir kitap görmek mümkündür.
  • Çocuklarına (kendi kişisel inançlarına ters bile düşse) açık görüşlü olmayı ögretirler ve kendilerine güvendikleri ve çok çalıştıkları takdirde hayatda istedikleri herşeyi başarabileceklerini aşılarlar. Fakat kurallara/kanunlara uymayı da hep tembihlerler. Cocuklarıyla (özellikle küçükken) sokaktan karşıya geçerken, yol boş olsa dahi yayalar için yeşil yanmadıkca geçmezler.
  • Bilim adamları, entellektuelleri, sanatçılarına büyük saygı gösterirler. Brian Cox, Stephen Hawking, Richard Dawkin, David Attenborough, Jim Al-Khalili gibi entellektuel/akademisyenlerin sundugu programlar izlenme rekorları kırar.
  • Churchill, Darwin, Queen Victoria, Shakespeare, Charles Dickens, George Orwell, Oscar Wilde gibi tarihi şahsiyetlere de (biraz eski bir liste de olsa, link de fazlası var) çok önem verirler. Iskoçlar da ise ayrıca William Wallace ve Boudica çok önemli tarihi şahsiyetlerdir.
  • Eleştiriyi (bizim gibi) kişiselleştirmezler. Hatta kendileriyle (belli bir standart/kalitede) alay etmeyi severler. Komedi anlayışları dahi çogunlukla bunun üzerinedir; ondan anlamayız biz. Bu yüzden de kültürlerini tanımadan şakalarına gülmek zorlaşır. Komedi anlayışlarını ögrenmek için, Stewart Lee, Michael McIntyre, Russell Howard, Ricky Gervais, Jimmy Carr, Stephen Fry gibi komedyenlerini izlemenizi tavsiye ederim. Ayrıca Twitter’da ‘Very British Problems’ hesabını da takip edebilirsiniz. Mr Bean (Rowan Atkinson), Monty Python (grubu) ve Charlie Chaplin ise Ingilizler hepsinin bildigi eski komedyenlerdendir.
  • Haftaiçi dışarıdan yemek yerler: her gün farklı bir mutfak denerler (Çin, Italyan, Turk/kebap, Hint mutfagı favorileridir).
  • Polis, ırkçılık, cinsiyetçilik, homofobi, islamofobi/anti-semitizm ve nefret söylemlerini çok önemser; aradıgınızda anında kapınızda olurlar. Kaza ve hırsızlıga dahi (çok ciddi, ölümlü bir olay degilse) bu kadar önem vermiyorlar.
  • Genel olarak ‘Patriotic’ (vatansever) olsalar da, evlerinin/binalarının önünde fazla asılı bayrak gormezsiniz. Bayrak (Union Jack) kesinlikle bizdeki gibi kutsal birşey degildir. Bayraklarını giysi (hatta iç çamaşırı ve çorap) olarak giyenler de görebilirsiniz. Evinin önünde Ingiltere bayragı (St George’s Cross) asanlar, çogu zaman ırkcı Ingilizlerdir (örnek: English Defense League gibi grupların üyeleri/sempatizanları).
  • Kendi dert/problemini/fikrini anlatmak isteyenler arasında, sadece somut konuşanlara deger verirler; duygusallık onlara işlemez. Özellikle “şöyle uçarım, böyle kaçarım”a kesinlikle deger vermezler.
  • Sikayet kültürleri vardır ve şirketler/devlet daireleri şikayetleri ciddiye alırlar. Bundan dolayı, millet herşeyi şikayet eder. Sikayetlerini kale almayanları, herkese rezil ederler.
  • Komsuluk çok önemli degildir. Senelerce yan yana yaşayıp birbirini tanımayan komşular çoktur.
  • Duygusallıgın hayatlarında çok yeri yoktur. Akıl/mantık hayatlarının her alanında daha önemlidir.
  • “Not bad” (fena degil), “interesting” (ilginç) gibi terimleri çok kullanırlar; ve bu terimleri çogu zaman literal anlamlarının tersi anlamında kullanırlar.
  • Standartları çok yüksektir. Bir Ingilizi yaptıgınız işle memnun etmek için her detayı düşünmüş olmalısınız.
  • “Please”, “Thanks”, “Sorry”, “Allright” gibi tek kelimelik terimleri çok kullanırlar. Özellikle ilk ikisi her cümleden önce ve sonra kullanılıyor desem mubalaga yapmış olmam.
  • Insanlarla samimileşmedikce ve karşıdaki kendisi anlatmadıkça (bu da aylar sürebilir) “nerelisin?” (where are you from?), “ailen nasıl?” gibi kişisel sorular sormazlar. Hele yabancı uyruklu bir insana kesinlikle (yanlış anlayabilir düşüncesiyle) “aslen nerelisin?” (where are you originally from?) gibi soruları kesinlikle sormazlar.
  • Saatlerce uzun bir kuyrukta dahi kimse “kaynak” yapmaz ve sırasını sabırla bekler.
  • Evlerin neredeyse yarısında kedi/köpek gibi evcil hayvan beslenir. Onları (abartısız) evlatları gibi sever, ve yemek ve diger ihtiyaçlarına (saglık, oyuncak vb) ciddi harcamalar yaparlar.
  • “Britain’s Got Talent” (bizim “Yetenek Sizsiniz”) gibi yetenek yarışmaları izlenme rekorları kırar. Bu tür yarışmaların en ünlü versiyonları Ingiltere’de oldugundan, dünyanın her yerinden/milletinden yarışmacılar katılıyor. Fakat ilginçtir, kazananlar halk oylamasıyla seçilmesine ragmen, azımsanmayacak bir oranda bu yarışmayı yabancı gruplar kazanıyor. Bu da Ingiliz halkının ne kadar açık gorüşlü ve meritokrat oldugunu gosteriyor.
  • Restoranlarda hesap geldiginde, herkes kendi harcadıgını öder.
british-culture-38-728

Ingilizler kahvaltıda bizim gibi çok çeşit hazırlamazlar

Iş/Güç/Politika

  • “Health and safety” herşeyin başıdır. Cok önemli bir iş dahi olsa, insan saglıgını etkileyebilecek herşeye karşı önlemler almadıkça, o işe izin vermezler. Bu yüzden iş kazaları oldukça azdır.
  • Işe alacakları insanlara “işime yarar mı?” gözüyle bakarlar. “Benden mi?” diye degil.
  • Eski Emperyal ziyniyetin kalıntılarından dolayı her alanda birincilige oynamaları gerektigine inanırlar. Bundan dolayı da dünyanın en iyilerini, işlerine yarayacak her insanı ülkelerine davet eder, iş verir, kıymet gosterirler – Musluman/Ateist/LGBT ya da Şaman olmaları birşey degiştirmez.
  • Solcular ve yabancılar Labour’a (Işçi partisi), muhafazakarlar ise cogunlukla Conservative’lere (Muhafazakar parti) oy verirler. Liberal demokratlar da arada sırada kayda deger oylar alırlar. Dış politikada inanılmaz pragmatik/Makyavelist davranırlar ve hiç bir ülkeyle “Papaz” olmazlar (ama iç basında halkı o liderler/ülkeler/diktatörler hakkında istedigini söylemekte serbestdir).
  • Siddet içermeyen her ideolojiye saygı duyarlar, gerektiginde korurlar. Her konunun (kendi tabularının dahi) konuşulabilmesini, her sorunun (ne kadar aykırı da olsa) sorulabilmesini isterler.
  • Yapıcı eleştiri olmazsa olmazlarıdır. Kesinlikle kişiselleştirmezler. Ogrenci hocasına dahi, kendi fikrine inandıgında, kafa tutar. Hoca da kesinlikle bu konuda komplekse girmez. Sogukkanlı, aklı selim düşünürler. Duygularını işlerine çok karıştırmazlar.
  • Liyakat ve başarı üzerinedir herşey. Cok çalışan, sıradışı işler başaran her insan en üstlere gelebilir.
  • Herkes başarısızlıklarının hesabını vermek zorundadır.
  • Halk olarak politik degiller; apolitik de degiller. Seçim katılım oranları gittikçe yükseliyor.
  • Benim seçtigim partiden olanlar “melek”, rakip partiden olanlar ise “şeytan” mantıgı kesinlikle yoktur.
  • Ortaya bir sorun çıktıgında, aglayıp-sızlamak yerine, “bundan sonra somut neler yapılabilir?” o tartışılır.
  • Profesyonellige çok önem verirler. Bir iş yapılmadan/tartışılmadan önce on hazırlık yapmak çok önemlidir. Sıkı hazırlanmış birisiyle, işkembeden sıkanı hemen anlar, ayırt ederler.
  • Ilk izlenim herşeydir (Ingiliz deyim: “First impression is last impression”).
  • Rekabet/yarışmanın oldugu alanlarda, mütevazilik, centilmenlik ve fair-play gösterenleri severler. Ama başarılı olan ukala tipleri de severler. Başarılı insanların bu türden irite edebilecek yönlerini görmezlikten gelebiliyorlar.
  • Işlerinde başarılı olmanın sırrı planlı/projeli olmalarıdır (aylar/yıllar önceden planlara başlayanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur). Toplantılarının başında da ve sonunda da dakiktirler. Profesyonel ortamda zaman israfını çok önemserler.
  • Iskoçlar Ingilizlerle hep bir çekişme içindedirler; fakat Ingilizler neredeyse her alanda baskın çıkar. Galler’de de yavaş yavaş ‘milli kimlik’ hareketleri başlamış olsa da, Ingilizlerle daha barışıktırlar.
culture-of-england-9-728

Ingilizler kendi etikleri, kuralları ve ahlaklarıyla gurur duyarlar

Kişisel hayat

  • Birçoguna göre “hayat evde degil, dışarıda yaşanır”. Bir evin asıl var olma amacı gece dinlenmektir. Ondan evlerinde çok bir şaşa olmaz.
  • Herkes birey olarak hayatını yaşamaya programlıdır. Ondan bizdeki kadar samimi olmazlar insanlarla; bundan dolayı (olduklarından fazla) soguk gözükürler.
  • Paralarını fazla biriktirmezler (en fazla morgıçla bir ev alırlar) ve tüm paralarını tatil ve eglenceye harcarlar (konser, tiyatro, sinema, kafeler, dans studyoları hep beyaz Ingilizlerle doludur).
  • Dinin hayatlarında çok önemi yoktur. Çogunlukla yaşlılar (60 üstü) kiliseye gider. Gençlerin arasında yılda bir Christmas (onlara göre Hz. Isa’nın dogum günü) ve Easter (Paskalya; onlara göre Hz Isa’nın ölüm günü) ayinine giden dahi azdır.
  • Bireysellik ön plandadır – gençler bir an evvel kendileri hayata atılmak isterler. Buna da teşvik edilirler. Bu yüzden yenilikçi/inovatif/kreatif fikir üreten çok genç vardır.
  • Evlilikler önemini yitirmiştir. Insanlar onlarca yıl beraber yaşadıktan (ve 1-2 cocuktan) sonra evleniyorlar. Bir çogu da ömür boyu evlenmiyor ve “partner” olarak kalıyorlar. Ayrıca evlenenlerin arasında boşanma oranları da oldukça yüksek. Sosyo-ekonomik statüsü en düşük kesimlerin dışında, çok çocuk yapanların sayısı da oldukça küçük (ikiyi geçen nispeten az).
  • Avret temizligi konusunda sıkıntıları var fakat bunu hergün duş yaparak kapatıyorlar. Fakat bu konuda da yavaş yavaş geliştiriyorlar kendilerini – özellikle bidelerin otellerde ve evlerde daha fazla yer bulmasıyla.
english-culture-2-638

Birleşik Krallık’taki ülkeler (Ingiltere, Galler, Iskocya ve K.Irlanda) hakkında genel sembolik/dini bilgiler

*yazıyı kaleme aldıgım bugün (16 Mayıs 2017) 28 yaşındayım ve hayatımın 23 yılı burada geçti. Ingiltere’ye ilk gelişimde 1-6 yaşları arasında burada yaşadım; sonrasında ise orta okul (secondary school), kolej (bizdeki ‘lise’ denebilir, sistem biraz farklı), üniversite ve doktorayı bu ülkede okudum. Simdi ise Araştırma gorevlisi (Postdoctoral Research Associate) olarak Leicester Universitesi’nde çalışıyorum.

PS: Ingiltere’de okumak/yaşamak isteyenlere, Ingiliz egitim, akademik ve emlak sistemi ile ilgili bazı soruları cevapladıgım Britanya’da okumak/yaşamak isimli yazımı okumayı tavsiye ederim.

UK-regional-map-562x790

Birleşik Krallık (United Kingdom, UK) Ingiltere (England), Galler (Wales), Iskoçya (Scotland) ve Kuzey Irlanda (Northern Ireland)’dan oluşur. Büyük Britanya (Great Britain) ise Ingiltere, Iskoçya ve Galler’den oluşur.

Britanya/Ingiltere’de uzun yıllar yaşamış ve bu ülkenin sisteminde yetişmiş (ve nispeten başarılı olmuş) bir birey olarak bana bu ülkenin egitim sistemi ve yaşama koşullarıyla ilgili çok soru soruluyor. Buralara gelen birçok arkadaşımız da psikolojik ve maddi sorunlarla boguşabiliyor, ve/ya da vize, ingiliz dili ogrenememe, ingiliz kültürüne alışamama (Ingiliz kültürüne dair gözlemlerim adlı yazıma bakabilirsiniz bu konuda), ders/doktoraları ile ilgili sorunlar yaşayabiliyorlar.

Bir nebze yardımcı olur ümidiyle benimle sıkça paylaşılan sorunları (geldikçe) burada (oldugu gibi, fazla düzenlemeden) paylaşacagım. Sorunuz burada cevaplanmamışsa, lütfen bana buradan (en altda ‘comment’ atma bolümü var) ya da m.erz@hotmail.com’dan ulaşın; yardımcı olmaya calışayım:

 

Ben ingilterede yüksek lisans (Master) yapmak istiyorum ama her hangi bir ücret ödemem gerekiyor mu?

Ingiltere’de yüksek lisans/Master’lar ücretli; ve hangi ülkenin vatandaşı oldugunuzun fiyatın belirlenmesinde büyük etkisi var. Avrupa birligi ve Britanya vatandaşlarına daha düşük bir fiyat uygulaması var (yıllık ~£9000 gibi). Yabancılara ise ~£12000 civarında (yıllık). Bu fiyatlar bolümden bolüme ve üniversiteden üniversiteye degişiyor (tıp ve benzeri alanlar çok daha yuksek). Universitenin ‘postgraduate prospectus’larını isteyip bakmak ya da admissions office’e email atıp sormak lazım. QS Top Universities sitesinde bazı genel bilgiler mevcut.

Iyi olan Britanya/ingiltere’de cogu Master programı bir sene (ama iki sene olanlar da var). Findamasters.com ve jobs.ac.uk gibi sitelerde reklamlar oluyor; ama her açılan Master programı da bu sitelerde yayınlanmıyor – bu yuzden direk universitenin sitesine bakmak gerekebilir kendi alanınıza gore.

Ayrıca kira, yemek vs. giderleri yıllık £6-7 bini bulabilir. Londra gibi pahalı şehirleri duşunuyorsanız, bu rakamın üzerine en az bir £3-4 bin daha ekleyin.

Maddi durumunuz yeterliyse, geriye kalan tek sey IELTS skorunuz olacaktır. Cogu üniversite 6-6.5 istiyor.

 

Ingiltere’de üniversite okumak için Türkiye’de uluslararası bakalorya (International Baccalaureate) kapsamında olan bir lisede eğitim görmem zorunlu mu? Yoksa IELTS ve GCE yeterli olacak mıdır? Su an lise öğrencisiyim, İngiltere’de İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü okumayı planlıyorum. 

Universitelerin en çok ilgilenecekleri kualifikasyonunuz ingilizce yeterliliginiz olacaktır. Normalde IELTS’ten 6 yada fazlasını alırsanız (ve maddi durumunuz yerindeyse), size çogu bolümün kapısı açılır. Fakat Ingiliz dili ve edebiyatı (ve hukuk) için büyük ihtimal daha yüksek skorlar gerekecektir. Eger IELTS dereceniz nispeten yüksekse (7 gibi), sizi büyük ihtimal direk (lisans) 1.nci sınıfa alırlar. Ama orta seviyeyse (ama yine de en az 6 gerekiyordur ingiliz dili ve edebiyatı icin), o zaman size (bir sene) ‘Foundation’ okumayı şart koşabilirler. Bence başvuruları yapın ve gelecek cevaplara gore pozisyonunuzu belirleyin. Kabul gelirse ne güzel; gelmezse hocalarla emailleşir derdinizi anlatırsınız. Belki bir-iki aylık ‘pre-sessional’ kurstan sonra kabul ederler.

Daha detaylı bilgi isterseniz, üniversitelerin çogunun sitesinde “Turkey” bölümü var (Turkiye’den gelen ögrenciler için). Ornek: Leicester Universitesi le.ac.uk/student-life/international-students/countries-list/europe/turkey ve le.ac.uk/courses/major-in-english-literature-ba

Britanya/Ingiltere’de üniversite okumak ucuz birşey degil. Yabancı ogrenciler (Avrupa birligi dısındakiler) icin fiyatlar senelik £10-15bin arası (tıp ve benzeri alanlar daha da pahalı). Üç yıllık bir kurs için (kira, yemek vs. ile) £60-70binlik masraf demek bu.

 

Yurtdışına ilk çıkış ve yerleşme bir problem. Biz yaklaşık 10 arkadaş Ingiltere’ye gelecegiz. Oncelikli problemimiz oraya yerleşme; yani ailece yaşayabilecegimiz bir ev bulabilme.

Hoşgeliyorsunuz. Maalesef bir çok arkadaşımız (makul fiyatlarda) kalacak yer bulma sorunu yaşıyor. Biz de bu konuda çok yardımcı olamıyoruz maalesef. Birçok ogrenci grubunun Facebook sayfası var (ornek: University of Leicester Turkish Society), orada duyuru yapabilirsiniz. Bazen buradaki arkadaşlar yazları (ya da kursları bitince) evlerini boşaltıyorlar ve yerlerine kalacak birilerini arıyorlar.

Gruplardan ses çıkmazsa, www.rightmove.co.uk/, www.zoopla.co.uk/ ve www.gumtree.com gibi sitelerden sizlere uygun ‘rent/kira’lık evler aramanız lazım. Bu sitelerdeki evler istediginiz gibi degilse, ajenta/estate agentları da aramanız gerekebilir. Onlara istediginiz tarzdaki evi anlatırsanız (ornek: üniversiteye yakın, 2 odalı, aylık £600), ellerine geçtikçe sizi ararlar (yabancılardan 6 aylık kirayı eve girer girmez isteyebiliyorlar). Acil çözümler için de otel odası tutulabilir, fakat oteller son saniye tutulursa çok pahalı oluyor. Universitelerin de geçici ‘accomodation’ları var fakat onlar da pahalı olabilir. Son çare geçici olarak Booking.com ve Airbnb.com gibi sitelerden ev/otel odası kiralamak.

Bu gibi ülkelerde işin püf noktası her işi çok önceden ayarlamaktır. Lütfen son ana bırakmayın, cünkü ev tutarken kagıt/kürek işleri dahi 1-2 hafta sürebiliyor (bir ay sürenler dahi var). Fazla yardımcı olamadıgım için özür diliyorum.

 

Anladıgım kadarıyla Ingiltere’de burslu kabul almak biraz zor; eger vaktiniz varsa sizden rica etmis olsam, doktora (PhD) başvurum konusunda bana tavsiyede bulunabilir misiniz? Yani “burs alman için şunu yapsan işine yarar”, “dil skorun olmasa da olabiliyor” ya da “deadline’lar genelde şöyle”; “buraları takip etsen çok iyi olur” gibi.

Dediginiz gibi Britanya/Ingiltere’de burslu doktora bulmak oldukça zor. Öncelikle ingilizceniniz oldukça iyi bir düzeyde olması lazım (sadece yazım degil, konuşmada da). Bir de açılan pozisyonda/projede ‘background’ınızın iyi olması gerek; sizi rakiplerinizden ayıran ozellikleriniz ve somut başarılarınız olmalı (kıytırıktan bir makale dahi yazmış olsanız, sizin için büyük avantaj çünkü çogu doktora-oncesi ogrencinin makalesi olmaz).

Sansınızı arttırmak için güzel bir CV ve bir sayfalık ‘supporting statement’ yazıp, uygun gördügünüz her yeri/hocayı ‘spam’leyin (ve kendinizi ‘reject’lere alıştırın) derim. Kısmetin nereden çıkacagı belli olmaz; denemek lazım. (“ben şöyle uçarım; böyle kaçarım”ı yemiyor Ingilizler. Bu yuzden somut seylerle desteklemeniz lazım söylediklerinizi: örnegin “writing skillerim cok iyi” yerine, “şu sayıda makale yazdım” gibi; “şu analysis skilleri ögrendim” yerine “şu isimde bir workshop’a katıldım” gibi; “presentation skill’lerim çok iyi” yerine; “şu-şu konferans’larda sunum yaptım” gibi – Ingiliz kültürüne dair gözlemlerim adlı yazımın ilgili kısmına bakabilirsiniz bu konuda)

Son olarak, eger Avrupa birligi ya da Britanya vatandaşı degilseniz, size verecekleri bursun büyük bir kısmı ‘tuition fee’inize gidecektir (PhD’de ‘Home’ fee: ~£4000; ‘Overseas’ fee: ~£12000). Bunu da düşünmelisiniz.

Doktora burslarını findaphd.com ve jobs.ac.uk gibi sitelerden takip edebilirsiniz. Ben de buralardan bulmuştum doktora bursumu. Ayrıca şu an Ingiltere’de bir universitede ögrenciyseniz, ‘departmental email’lere de bakmayı ihmal etmeyin. Ben ilk Post-doktora işimi (Leicester Universitesi), Bristol Universitesi’nde doktora yaparken departman-arası gönderilmiş bir emailde gördüm.

Benim (yazıyı yazdıgım tarihteki) CV ve Supporting statement örneklerim (size uyan kısımlarını uyarlarsınız; benimki bayagı akademik bir versiyon):

Mesut_Erzurumluoglu_CV_Mar_2017

Mesut_Erzurumluoglu_Supporting_Statement_Postdoc

 

Ingiliz egitim sisteminden biraz bahsedebilirmisiniz?

Ingiliz_egitim_sistemi

En basit şekilde Ingiliz egitim sistemi. Ingiltere’de zorunlu egitim suresi 11 yıldır (‘Year 11’a kadardır; 15 yaşında mezun olunur). Yukarıdaki tabloyu kısaca özetlersek, ogrenciler 5 yaşındayken okula (1.nci sınıf), 15 yaşında iken GCSE sınavlarına (buna Ingiltere’nin LGS/LYS’si denebilir) başlarlar. GCSE’de aldıkları dersler ve notlara göre ise ‘Sixth form’ college’e girerler (Ingiltere’nin sistemi Türkiye’yle aynı olmasa da, bunlara kabaca ‘lise’ denebilir). GCSE Maths (Matematik), English (Ingilizce) ve Science (Fen) college’lerin en çok önemsedikleri derslerdir. Bu derslerde ‘B’ ve üzeri (en yüksek not ‘A*’, en düşük not ‘G’dir. ‘U’ ise ‘dersten kaldı’ anlamına gelir) alan ögrencilere her bölümün ve kolejin kapısı açılır. College’de ögrenciler çogunlukla 4 ‘A-level’ seçerler; ve yine seçtikleri dersler ve (2 yıl sonunda) bu derslerde aldıkları notlar onlara belli universite ve bölümlerin kapısını açar (örnegin, Cambridge/Oxford’a girmek için başvurdugunuz alanla ilgili olan en az 4 tane A* almak, sonra da bir mülakatdan geçmek gerekiyor. Diger üniversitelerde mülakat yok; sadece notlarına bakıyorlar). Her şey yolunda giderse, bir ögrenci 18 yaşında üniversiteye başlar. Sonrasında yüksek lisans (Master) yapmak isteyenler üniversitede (3 yılın sonunda) en az ‘2.2’, doktora (PhD) yapmak isteyenlerin ise en az ‘2.1’ alması gerekiyor.

 

Tavsiye edebileceğim siteler:

Bedavaya Ingilizcenizi geliştirmek için: learnenglish.britishcouncil.org

Reel TL/Sterlin kur hesabı için: XE

Burslu ya da ‘self-funded’ PhD/doktora bulmak için: findaphd.com ve jobs.ac.uk/phd

Yüksek lisans/Master kursu bulmak için: findamasters.com ve *jobs.ac.uk

Part-time ya da Full-time iş bulmak için: *jobs.ac.uk, *reed.co.uk, *monster.co.uk ve *indeed.co.uk

Kiralık ev bulmak için: *rightmove.co.uk, *zoopla.co.uk ve *gumtree.com

Kiralık oda/ev bulmak için: *airbnb.com

Otel odası kiralamak için: *booking.com ve *trivago.co.uk

Ucuz uçak biletleri için: *skyscanner.net ve *easyjet.com

Ucuz araba sigortası için: *gocompare.com, *moneysupermarket.com, *comparethemarket.com, *confused.com ve *directline.com

Provisional UK sürücü belgesine başvurmak için: gov.uk/apply-first-provisional-driving-licence

Banka hesabı açmak için gereken belgeler: barclays.co.uk/validid

Ingiltere’de oturum almanın yolları: visabureau.com/uk/indefinite-leave-to-remain.aspx

Ucuz telefon hatları: Lycamobile, Vectone, Lebara ve giffgaff (bir de bu siteye bakın derim: moneysavingexpert.com/phones/cheap-sim-only-contracts)

Dünya üniversite sıralamaları: QS World University Rankings

Ingiltere’de gezilecek tarihi yerler için: english-heritage.org.uk

Ucuz otobüs ve tren biletleri için: *uk.megabus.com (otobüs), *crosscountrytrains.co.uk (tren) ve *virgintrains.co.uk (tren) – Eger ögrenci iseniz ve sürekli tren kullanacaksanız, mutlaka 16-25 Railcard‘da da başvurun

Ucuza araba kiralamak için: *Enterprise

Bedava üniversite seviyesinde dersler için: *coursera.org

*app’ı da var

This is a response* to the News Feature “The Turkish paradox: Can scientists thrive in a state of emergency?” (Nature 542, 286-288; 2017), which appeared in the scientific journal Nature.

First, I thank Alison Abbott (the author of the article)** for bringing the problems of Turkey and Turkish scientists to the fore. However, I have found some parts of this article to be factually insufficient. As a Turkish scientist working abroad, I contend that the country’s government is using its former political ally, the Gülen movement, as a scapegoat to cover up their own injustices and incompetence, and remain unaccountable.

It is obvious that this is a well-intentioned piece and the issue was covered due to concern for science and the safety of scientists in Turkey. But, some of the statements in the article require either a reference and/or that they state whose opinions they are. Just one example:

TÜBİTAK had been deeply infiltrated by the religious organization known as the Gülen movement, which is believed to have orchestrated the coup attempt. Over the past few decades, these followers of exiled preacher Fethullah Gülen had established themselves in Turkey’s military, judiciary and government offices, as well as in universities.

For me, the use of “infiltrating” and “believed to have orchestrated the coup attempt” are unfortunate. The accused are ordinary Turkish citizens who happen variously to sympathise with little, some or most of Gülen’s teachings and have every right to work in any workplace in Turkey. Also “believed” means (at least should mean) nothing in the eyes of the law without concrete evidence.

So, the main question here is: where/whom/what is the reliable source here? The individuals who stated these views do not have any additional information other than what they are being exposed to on pro-government media outlets and unfortunately have acted as a mouthpiece for the government’s propaganda. Over eight months has passed since the “15 July coup attempt” (intentionally put in inverted commas, as what happened that day was too strange an event to be called an ordinary “coup attempt”), and sceptics like me are still waiting for an independent investigation*** into what went on that day and whom was really to blame. Consequently, we are also waiting for concrete evidence linking Gülen (which he has repeatedly denied), and more importantly, the tens of thousands of people (including thousands of academics, journalists and judges; see http://turkeypurge.com/ for comprehensive figures) whom the government have unconstitutionally sacked and/or jailed, to the “coup attempt”.

To bring context to the story: the Gülen movement has millions of followers in Turkey (and in over 160 countries around the world) and is well-known to have an emphasis on education, inter-faith tolerance and dialogue. Before our President (Erdogan) started closing schools, ordering the burning of books and purging/jailing academics whom he labelled as Gülen-“FETÖ”-related (anyone who does not fully support him will be included under this term; it’s only a matter of time), nearly everyone (and I mean everyone; many seculars and the religious) in Turkey wanted their children to attend their schools as they were well-known for bringing the best out of them – academically and ethic/morally. It is then a statistical inevitability that these people will be overrepresented in most settings. They did not infiltrate, but rather deserved to be where they were. Also for the same reasons, almost everyone in Turkey is at least vaguely associated with the Gülen movement (via a friend, colleague, child’s attendance to a Gülen-inspired tuition centre etc.); and therefore it is possible to indict/imprison anyone if being associated with the movement was a crime.

Needless to say, if some of them have committed crimes for the benefit of Gülen, themselves and/or the movement, (after due process) it should be those individuals who pay the price and not the whole group. But, so far it seems Erdogan is not interested in finding the criminals, but rather destroying anyone who poses a threat to his one-man rule – starting first with the big fish; and choosing the Gülen movement as a scapegoat for the coup attempt was a masterstroke – as many groups in Turkey will find it believable. If Gülen orchestrated this coup attempt, he would have betrayed everything he ever stood for for the last five decades or so. This just didn’t make sense, and was the main reason why I chose to wait for an independent investigation to learn the full story (which has not happened, causing me to think that the government are intentionally hiding the truth) – before I can denounce him.

Finally, unfortunately, many academics in Turkey (especially the silence of secular academics was disappointing to say the least) have stood quite when innocent people/academics/journalists were being jailed/sacked for laughable charges (e.g. for downloading an app called “Bylock”; having an account in a legal bank called “Bank Asya”, owned by a “Gülen-inspired” group; contributing to charities such as “Kimse Yok mu?” which are led mostly by “Gülen-inspired” people). Now it is their turn unfortunately and no one is left to defend them or let their voices be heard in Turkey – as “Gülen-inspired” media (e.g. Zaman, Samanyolu TV, Bugün), before they were all closed down, had great influence and allowed representatives of different ideologies/political parties to voice their opinions in their channels/newspapers/journals.

 

Addition to post (25/03/17): Over the last week or so, there were important statements made by: (i) the chief of the BND (German national intelligence agency) Bruno Kahl and (ii) the chair of the (US) House Intel committee Devin Nunes, essentially proclaiming that there was no concrete evidence linking Gülen and/or the Gülen movement to the “coup attempt”. These were then followed by a comprehensive report by the (UK) Foreign Affairs Committee, making similar points. These are significant statements contradicting the Turkish government’s rhetoric, thus the best way to clear themselves of any accusations (e.g. of faking a coup and making the most of it to silence opposition) is to allow an independent organisation to carry out an investigation into what happened on the 15th of July and the preceding days.

 

*This piece is a longer version of the (~200 word) Correspondence I have sent to the editors – which they have gracefully accepted (titled: Listen to the accused Turkish scientists). For an enhanced pdf version of the article, click here.

**I also thank Celeste Biever (Chief news editor at Nature) for giving me the opportunity to write and publish a response

***To make matters even more suspicious for sceptics like me, a shambolic/tragicomical investigation was carried out by the “15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu” (a committee comprising of 15 Turkish MPs; 9 from AKP, 4 from CHP, 1 from MHP and 1 from HDP), which concluded without quizzing any of: (i) the Chief of the General Staff, Hulusi Akar, (ii) Director of Turkish Intelligence, Hakan Fidan, (iii) Zekai Aksakallı, the general who allegedly stopped the coup plotters (iv) the Prime Minister, Binali Yildırım, (v) the President, Recep Tayyip Erdogan – although, at least the former three, should have been the first ones to be interrogated.

bileve_qt_paper_3_lung_function_traits_concentric_circos

Breathtaking genes: A ‘Circos’ plot depicting how chronic obstructive pulmonary disease (COPD) has become a global concern – the 3rd biggest killer, defined by poor lung function. Our work shows that many parts of our DNA play a role in our lung health. Peaks in red are newly discovered regions, and the blue ones were previously identified by other groups. Millions of genetic variants from tens of thousands of individuals were analysed in this study. The identified genes will help us understand why some of us have better lung function, and lead to the identification of drug targets of potential relevance to COPD.

A press release was issued by the University of Leicester Press Office on 6 February 2017 about a study that I was also heavily involved in (please click on links below for details):

Breakthrough advance offers the potential to defuse a ‘ticking timebomb’ for serious lung disease, including for over 1 billion smokers worldwide (source: World lung health study allows scientists to predict your chance of developing deadly disease — University of Leicester)”

COPD_smoking_nat_genet_lung_function_gwas_wain

The study has received a lot of attention from the media, with articles appearing in large media outlets such as BBC News, The Independent and MSN News. If you’re interested in the details, please read the paper published in Nature Genetics (Wain LV et al, Published online 6th Feb 2017. Genome-wide association analyses for lung function and chronic obstructive pulmonary disease identify new loci and potential druggable targets. doi:10.1038/ng.3787)

If interested in reading about the area of Genetic Epidemiology itself, please have a look at my (previously published) blog post about the matter: Searching for “Breath taking” genes. Literally!

Details on Circos plot* (above): FEV1: Forced expiratory lung volume in 1 second; FVC: Forced lung volume capacity; FEV1/FVC: the ratio of the two measurements. Labels in the outer circle show the name of the nearest gene to the newly identified (red) variants. X-axis: Genomic position of variant in genome (chromosome number in the outer circle), Y-axis: Statistical significance of variant in this study (higher the peak the greater the significance).

*The figure is a more artistic version of Figure 1 (Manhattan plot) in the above mentioned academic paper. It did not make it into the final manuscript published in Nature Genetics (6th Feb 2017) as it was found to be “confusing” by one of the reviewers – and the editor agreed. 😦 However, the plot was shortlisted (title: Breathtaking genes) and displayed in the Images of Research exhibition (9th Feb 2017) organised by the University of Leicester. 😉

nazi-rally

Nazi mitingleri – binlerce insan zalim bir liderin büyüsüne kapılmış, milyonlarca masum insana zulmetmek için can atıyorlar! Sonunda hem dünyada, hem ahiretde bedelini ödediler; ödeyecekler! Hitler’in de başta ülkesine büyük hizmetleri olmuştu (en ünlüsü de otoban yapmasıdır)… Sonrasında ülkesini büyük felakete sürükledi; “millet”in izniyle! Gafletden kurtulup, tarihten ders almalı ve zulüm ile abad olanın (hem dunyada, hem ahiretde) ahirinin berbad olacagını bir kez daha hatırlamalıyız!

Oy istediklerinin gozünü boyama adına, bu sözü (“Millet ne isterse o!”) her popülist/faşist/zalim lider kullanmış; bugün de sık sık kullanılıyor. Ve çokta işe yarıyor… Bu halkın çogunun “müslüman” (görünümlü) yada gayri-müslim olmasıyla da alakalı degil… Oncelikle insan olmasıyla; hak-hukuk-kanuna saygı duymasıyla; Allah’tan korkmasıyla alakalı! Yada bunların hiç birinin öneminin olmamasıyla…

Ne yazık ki bu söz ilk bakışta çok sorunlu degilmiş gibi gözukse de, aslında bir çok zulmün kaynagıdır. Azgın topluluk/çogunlukların, kendinden olmayanlara eziyet edilmesi için verdigi bir “izin”dir…

Bilmeyenler için “millet”in ne istedigini ben söyleyeyim:

  • Millet çapsız ogluna masa başı (ve bol maaşlı) iş istiyor!
  • Millet oturdugu yerden bedava kömür-şeker-makarna gelmesini istiyor! (Bedava Akbilde fena olmaz ama…)
  • Millet KPSS’den yetersiz puan almasına ragmen memur olarak atanmak ve devlete “kapak atmak” istiyor! (Geçen herkes kesin soruları çalmıştır(!)…)
  • Zenginin ve/ya sevmedigi insanların mallarının üzerine çökülüp, kendisine dagıtılmasını ve bedavadan (lüks) bir hayat yaşamak istiyor!
  • Diger insanların başarısı ve emeklerinin görmezlikten gelinip, sadece kendisinin (ve kendi gibilerin) başlar üzerinde taşınmasını istiyor!
  • Vatanı-milleti bırakın, kendisine dahi faydası olmamasına ragmen, “kahraman” gibi görülmek istiyor! Sevmedigi, haset/nefret ettigi insanlara “vatan haini” demek istiyor! Ulkeyi babasının malı gibi kullanıp, başkalarına yaşama hakkı dahi bırakmamak istiyor!
  • Gelişmiş dünyada ülkemizin alay konusu olmasına ragmen, destekledigi despotun “Ey Amerika-Israil-Almanya!” diye bögürdügünde, dünyanın korkudan titredigini (yalancı-tetikçi medyasından) okuyup/duyup gururlanmak istiyor!
  • Herhangi bir bilim/teknoloji üretmemesine ragmen, diger ülkeleri fethetmek ve dünyayı kana bulamak istiyor! (Ama başkalarının evladı ölsün!)
  • Hiç bir kitap okumamasına ragmen, fikirlerinin herkesinkinden fazla önemsenmesini istiyor! Kendi gibi düşünmeyen uzmanlara “okumuşsun ama adam olamamışsın!” demek istiyor!
  • Her türlü günahı işlemesine, zekatını vermemesine, namaz dahi kılmamasına ragmen, kendisine “ümmetin lideri” ünvanı verilmesini istiyor! (Turkiye’de devamlı namaz kılma oranlarına bakın; birde “Osmanlı geri dönüyor!” diyenlerinkine)

6-7 Eylül olayları: Türkiye’deki Ermenilerin malını yagmalamaya çalışan “müslüman” halkımız! Hukuk/adaletin, serbest medyanın, güçler ayrılıgının olmadıgı ülkelerde “millet”in dedigini yapamazsın; yapmamalısın! Bin kişinin keyfi için dahi, bir kişiye zulüm edemezsin! Edersen, sonuçlarına katlanırsın! Allah’a hesap veremezsin!

Bu yüzden:

  • Insanların işlerinden kovulmasını dört gözle bekliyorlar! (Kovulanların kimlerden oldugu farketmez; kendisinden olmasında…)
  • Yüzlerce/binlerce insana iş veren (Boydak, Ipek grubu gibi) insanların malı gasp edildiginde sevinç çıglıkları atıyorlar!
  • Insanlar haksız yere işlerinden/hapse atıldıgında, “acaba yerlerine biz geçermiyiz?” diye (Agustos 2016 KHK kararından sonra da oldugu gibi) listeleri kontrol ediyorlar!
  • Onlarca uzman (hem Türkiye’ye, hem oradaki masumlara) zararları konusunda uyarmasına ragmen, “Suriye’yi fethetmeye gidiyoruz!” dendiginde gururdan gögüslerini kabartıyorlar!
  • “Millet ne isterse o!” denip kendisi gibi düşünmeyen kesimlere her türlü zulüm yapıldıgında, “hiç acımayın; daha da beter olsunlar!” deyip, zevkten dört köşe oluyorlar!

Maalesef “millet” dedikleri insanların ne ahlaki, ne etik, ne dini, ne adil, ne de demokratik bir duruşu var. Kişisel menfaatlerine dokunulmadıgı sürece “dünya yanmış, umrumda mı?” modundalar… Başarılı ve/ya zengin insanlara karşı eziklik (aşagılık kompleksi) ve hasetlerini, (kahve agzıyla konuşarak, kışkırtıcı) söylemleriyle tatmin/izale eden (kendileri gibi) bir lider buldukları için de ona dört kolla sarılıyorlar! “Milletin adamı”, “Reis”, “Başkomutan”, “Sultan/Padişah” gibi tabirleri kullanarak da bunu açıkça gösteriyorlar.

Eskinin saf ve temiz “Anadolu insanı”, haram yemenin ve yaşamadıkları dinin edebiyatını yapmanın tadını aldı; yalakalıgın/köpekligin nasılda kolayca insanı makam/imkan sahibi yapabilecegini gördü.

Bu sayede çok kısa sürede birde bakmışsın, Allah’a hesap verecegini unutmuş, hak/hukuk tanımaz, haramzade, vicdansız, cahil ve azgın bir millet olmuşuz! Allah bunun hesabını (hem dünyada, hem ahiretde) sorar elbet! Cok uyaran oldu; ben de uyarıyorum. Allah’tan korkun ve zulümlerinizi durdurun! Ve bir daha dönmemek üzere tövbe edin…

Son olarak: zalim benden, ailemden ve/yada benim milletimden dahi olsa, zulmünü yüzüne çarparım. Kendi çapım yettigince çarpmaya da inş. devam edecegim!

PS: Genelledigimin farkındayım; zaten söylediklerim geneledir… Fakat haksızmıyım? “Surada haksızsın” deyin; hemen silecegim o kısmı (eski yazılarım için de geçerli)…

Bu konuyla paralellikler içeren diger yazılarıma da göz atabilirsiniz: Eziklik semptomatolojisi ve Epidemik cehalet

PPS: 15 Temmuz “darbe/saldırı”sını kimler planladıysa, kimler bilerek yer aldıysa, kimler insanların üzerine ateş açtıysa, (her şeyi gören) Allah belasını versin; verecektir de! Belgeleriyle ortaya çıksın, yüzlerine de hep beraber tükürelim!

Fakat sonrasında kimler bu olayların üzerine gitmek isteyen gazetecileri, araştırmacıları, yazarları, hukukçuları, akademisyenleri engellediyse, bunların da ortaya çıkarılması ve (suçun şahsiligi unutulmadan) en agır şekilde cezalandırılması gerekir! Cok büyük bir ihanet var ortada; bu kesin! Fakat, saglıklı bilgi alınmaması için birileri ellerinden geleni yapıyor; bu da kesin! Elbet Allah herşeyi görüyor; ve gerçekler birgün ortaya çıkacak!

The University of Bristol News webpage on the 16th of August 2016. I feel privileged to have had the chance to be the face of the university in an important announcement such as this.

The University of Bristol News webpage on the 16th of August 2016. I feel privileged to have had the chance to be the face of the university in an important announcement such as this.

The University of Bristol has been ranked as 8th in the UK and has risen nine places to 57th in the world in the Academic Ranking of World Universities (ARWU) – its highest ranking in 13 years. ARWU, considered as one of the leading international league tables, assesses more than 1,200 universities every year using six measures and publishes data on the best 500.

For details, go to the University of Bristol News page (link).

The photo used in the news article was shot last year (2015) when I was a PhD student at the University of Bristol – as part of a series of ‘photo shoot’s for the postgraduate prospectus.

I had previously also modelled for the University of Leicester undergraduate prospectus (details can be found here).

635818446043317487-1207666941_Malala-Quote-10_10-Twitter

It was my dream…
My dream as a child…

That when I grow up,
I would help solve the mysteries of the universe;
Inspire youngsters to become selfless individuals;
Discover that Syrian kid who would cure cancer;
Help that Gazan who would bring peace to the world;
And stand side-by-side with the African to make hunger a thing of the past…

But I’ve lost contact;
And my dreams, side-tracked…

Then my conscience says:
Yes! Seize the day!
But, in another way…
Yes! You only live once!
That’s life!
Doesn’t care about what one wants…

Then again; although some choose to leave a legacy;
Most, like me, will disappear into vanity…